İslam Dini Ahireti Tercih Etmektir

Gerçek Müslümanlar dünya hayatını gerçek çehresini ve manasını ve geçiciliğini iyi idrak etmiş kişilerdir.

ahiret yaşamı

Paylaş

Gerçek Müslümanlar dünya hayatını gerçek çehresini ve manasını ve geçiciliğini iyi idrak etmiş kişilerdir. Gerçek olanın ahiret yaşamı olduğu ve tüm hakikatin orada tecelli edeceğini bilirler ve hayatlarını ona göre biçimlendirirler.

Gerçek mümin dünya hayatını iman ile değerlendirir ve ahiret sevdasını dünya sevgisinin çok üzerinde tutar.

Ölümden sonra diriltileceğine, yüce Allah’ın huzurunda muhakeme olunacağına, ebedi cennet ve cehennem yaşamının insanları beklediğine inanan Müslümanlar ahiret yaşamını dünya yaşamının önünde tutarlar.

Mutluluk İçin Allah’a Dua Edin

Ebedi bir mutluluk için insanlığa mukaddes belgelerle açık olarak anlatılan bu ahiret yaşamını tercih etmenin manası nedir ve nasıl gerçekleştirilebilir sorusu gerçekten çok mühimdir. Esasen bilinmesi gereken gerçek konu budur. Her an bitmesi muhtemel yaşamın geçici oluşu inanan ya da inanmayan her fert için bir hakikattir. Ölüm herkes için kaçınılmaz bir sonuç olduğuna göre yüce Allah ölmeden önce kulunun kendisine kulluk etmesini ve ahiret hayatını cennette ebedi olarak geçirmesini dilemiştir ve bunu başarmanın anahtarını da Kur’an’da açık olarak belirtmiş ve bunu son peygamberi ile insanlara duyurmuştur. Artık insana düşen ahiret hayatının mutluluklarına erebilmek için bu dünyayı o doğrultuda yaşamak olmalıdır. Mesele bu kadar açıktır.

İslam düzenini diğer tüm inanç ve sistemlere üstün tutmak ve üstün kılmak için mücadele etmek ve bu hayatı Allah aşkı ile ve tam bir iman ile yaşamak ahireti bu dünyaya tercih etmek demektir.

Hadid suresi 20 ayet bu dünya hayatının geçiciliğinden, bir süs ve bir eğlence olduğundan açıkça söz eder. O halde bir Müslüman bu hayatı bu mantık içinde değerlendirmeli ve yaşamlıdır. Ancak bir Müslüman unutmamalıdır ki ahiret hayatını kazanmak bu dünyada yapılan amellere bağlıdır. Bu hayatın gelip geçici oluşu bu hayatın değersiz olduğu anlamına gelmez. Burası bir sınav yeridir ve o nedenle yüce Allah tarafından var edilmiştir. Allah’ın her var etiği kıymetli olduğuna göre, doğup büyüdüğümüz, yiyip içtiğimiz, evlatlar edindiğimiz ve Allah’ın bizden yapmamızı istediği şeyleri yaptığımız ve onun rızasını kazandığımız mekân bu mekândır. O halde bu dünya hayatı hakkı ile yaşanmalıdır.

Bir Müslüman için bir Hristiyan dervişi ya da keşişli gibi yaşamak ve bu hayattan el etek çekip sadece kendisini ibadete vermek söz konusu olamaz. Mümin bu hayatı hakkı ile yaşamalı ve kendisine sunulan nimetlerden hakkı ile yararlanmalıdır. İş sahibi olmalı ve üretmelidir, evlenmeli ve çocuklar edinmeli ve onları İslam’ın bir ferdi yapmalıdır. Yardımlaşmalı ve infak etmelidir. İbadetleri yerine getirmeli yasaklardan kaçınmalıdır. Bir Müslüman bunları yaparak ahiret hayatındaki pozisyonunu belirleyebilecektir. Elbette ahiret hayatını tercih edecektir ama oradaki yeri burada yaptıkları ile belirlenecektir.

İslam İnsanı Tekâmüle Çağırır

Bu hayatı tercih edenler ve bu hayatın gelip geçiciliğine kapılanlar için ise zaten ahiret hayatı denen şey zaten yoktur ya da varlığına inansalar bile bu dünya hayatının renkliliğinden ve sihrinden kurtulamamış kişilerdir. Bu kişiler için çetin bir azap olduğu Kur’an’da belirtilmiştir. İşte bir mümin dünya yaşamının bu renkliliğinden ve insanı kötü amellere yönelten yollarından uzak durmalıdır. Uzak duran bir mümin zaten ahiret hayatını öncelemiş demektir.

Tekâmüle çağırıcı olan İslam dini yeterince tanınmadığı ve Müslüman olanlar tarafından bile gerçek manada bilinmediği için ahiret hayatını tercih etmenin bu dünyadan el etek çekmek, dünya yaşamını yavaşlatmak, renksiz ve zevksiz bir hayat yaşamak, cemiyetten ve toplumdan uzak bir yaşam sürmek, bir nevi inziva hayatı sürmek olarak algılamaktadırlar. Oysa Allah dininde açık olarak bu dünyanın güzelliklerinden ve nasıl donatıldığından bahsetmektedir ve tüm bu güzellikler için şükredilmesi gereğini vurgulamaktadır. Bir insan neden şükreder? Kendisine verilenden yararlandıktan sonra bu verilen için şükreder. O halde insan kendisine verilen bu dünya güzelliklerinden yararlanmalıdır ki kendisine bunu bahşeden yaratıcıya şükretsin. Dolayısı ile bir mümin tüm dünya nimetlerinden aşırıya gitmemek kaydı ile yararlanmalı ve onun zevkine varmalıdır. Daha sonrada şükredici olmalıdır. Mesele bu kadar açıktır aslında.

İnsan ilimden yararlanmalı, sanattan yararlanmalı, spor faaliyetlerini yapmalı, dünya güzelliklerinden yararlanmalı yemeli ve içmeli, sosyal etkinlikler yapmalı, dünyayı gezip tanımalı, tabiatı yakından tanımak için tabiatla içi içe olmalı ve hayatın tadını elbette çıkarmalıdır. Zaten bunları yapan bir mümin ister istemez şükredici olacaktır.

Tahrip edilmemiş bir ormanın içinde dolaşan bir insan ciğerlerine tertemiz bir havayı çektiğinde, etraftaki yeşilin onlarca tonunu gördüğünde, açmış onlarca renkte çiçeği görüp dokunduğunda şükredici olacaktır. Boy boy ve çeşit çeşit ağaçları ve bitkileri gördüğünde, uçuşan kuşları ve kelebekleri görüp ormanın her tarafından fışkıran hayatı ve canlılığı şöyle tefekkürle düşündüğünde nasıl bir dünyada yaşadığını anlayacak ve bu güzellikleri sunan yaratıcıya şükredici olacaktır.

Dolayısı ile bir insan bu hayatın elbette kendisine sunulan tüm nimetlerini yaşamalıdır ve bir inziva hayatına kendisini sokmamalıdır. İslam dininin gerçek manasını bilmeyenler İslam’ı dünya hayatından uzaklaştıran bir din olarak algılamaktadırlar ve bu son derece yanlış bir algıdır.

Dünya Yaşamı ve Ahiret Yaşamı

Ahireti dünya hayatına tercih edenler bu dünyanın ahirete hazırlık yeri olduğunu idrak edenlerdir. Ve bu nedenle bu hazırlık yerini sevecek ve büyük bir şevkle ve zevkle bu hayatı yaşayacaklardır. Tek yapılması gereken hedefin bu dünya değil ahiret olmasıdır ve bu hayat yaşanırken akıl ve gönlün hep ahireti hedefliyor olmasıdır. Hedefi ahiret olan bir mümin bu dünya hayatını da hakkı ile idrak edip yaşayacaktır ve bu hayatı boşlamayacaktır.

İslam bir insanın hayatını dünya ve ahiret hayatı diye ikiye bölmemiştir. Böyle bir bölünmüşlük olduğu algısı maalesef vardır ama Allah’ın dinin yaşam düzeninde öyle bir ayrım asla yoktur. Tam aksine dünya hayatı ile ahiret hayatı bir bütün olarak Kur’an’da değerlendirilmiştir ve birbirlerinden ayrılmaz durumdadır. Aralarında bir ayrılık ve bir çatışma asla yoktur.

İslam dünya ve ahiret saadetini amaçlayan bir insan yaşamını ön görmüştür ve öyle olması gerektiğini belirtmiş ve belirlemiştir.

İnsan dünya hayatını elbette yaşarken dünya hayatını yaşamak kavramı içinde yapılması gerekenler vardır ve bunlardan en önemlileri emredilen ibadetlerdir. İbadetler insanın dünya yaşamını yavaşlatan ve sekteye uğratan eylemler değildir. Öyle olsa idi zaten insandan yapması istenmezdi. İbadetler kulun yaratıcısına olan bağlılığının bir ifadesi, onun yüceltmesinin bir ifadesi ve onun dininin yaşanmasını ve yüreklere iyice yerleşmesinin yolunu açan amellerdir. Ayrıca kişinin cemiyet yaşamı ile ilişkileri üzerinde ve iyi bir insan olmasının önünü açan bedensel ve de ruhsal eylemlerdir.

Dolayısı ile bu ibadetler sadece yapılış şekli itibari ile değerlendirilmemeli, yapılış gayesini ve insandaki etkileri ve kuldan yapılması istenen ibadetle ne amaçlandığına bakmak gerekmektedir. Çünkü yüce Allah amacı ve hedefi olmayan ve güçlük içeren hiçbir görevi kuluna yüklemez. O bir şeyin yapılmasını istiyorsa elbet bir amacı ve hikmeti vardır. İbadetler sadece fiziksel bir takım eylemlerden ibaret değil aslında altında derin manalar olan birer eylem olarak görmek gerekir.

Ahiret Hayatının Önemi

Tüm bu ibadetler insanı dönüştürücü, Allah’ın rızasını kazandırıcı ve sonuç olarak insanın ahiret hayatını belirleyici uygulamalardır.

Namaz, oruç, zekât, hac gibi ana ibadetler bir müminden kesinlikle yapılması istenen ibadetlerdir. Bunların yanında zinadan, kumardan, rüşvetten, faizden, yalan söylemekten, gıybetten ve daha birçok fenalıktan uzak durmakta aslında birer ibadettir. İlimle uğraşmak, fen alanında yeniliklere imza atmak, eğitime ve öğretime önem vermek, geçmişi öğrenmek ve gelecek nesillere yararlı faaliyetler ve eserler bırakmak gibi eylemler de birer ibadettir. İşte tüm bunlara bakıldığında İslam kişiyi dönüştüren ve başkalaştıran bir dindir. Yararlı ve faydalı bir birey yapar ve bu dünyaya üretmek ve faydalı bir insan olmak için geldiğini idrak eder ve hayatı bu bilinçle yaşar. Hayatı bu bilinçle yaşana birisi de zaten dünyayı ahirete götüren yol olarak bilir ve ne bu hayatı çok yukarda tutarak ahireti unutur ne de sadece ahireti düşünerek bu hayatı dışlar. İkisini beraber algılar ve iman potasında bu şekilde eritir.

Bu dünya hayatı ile ahiret hayatı birbirlerinden ayrı telakki edilmemelidir ve bir bütün olarak algılanmalıdır. Ancak bir müminin aslı hedefi ahiret hayatında sonsuz saadete ermek olmalı ve ebedi cennet hayatını hak etmek olmalıdır. Bunun yolu da bu dünyayı iyi kurgulaması, idrak etmesi ve Allah’ın koyduğu ölçülerde yaşamasından geçer.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir