İslam Dinine Göre Allah İnancı

İslam Dinine Göre Allah İnancı, İslam dinini diğer tek tanrılı dinlerden ayıran en önemli özellik Allah’ın tek ilah olduğu ve tek yaratıcı ve tek inanılması gereken güç ve yaratıcı olduğudur.

İslam Dinine Göre Allah İnancı

Paylaş

İslam Dinine Göre Allah İnancı, İslam dinini diğer tek tanrılı dinlerden ayıran en önemli özellik Allah’ın tek ilah olduğu ve tek yaratıcı ve tek inanılması gereken güç ve yaratıcı olduğudur. Genel Hristiyanlık inanışında bir üçleme söz konusudur. Yani baba, oğul ve kutsal ruh üçlemesi vardır. İsa ise tanrının oğludur. Oysa İslami inanışta Allahü teâlâ tektir ve bir oğul edinmemiştir. İslam ile Hristiyanlık arasındaki en temel ve en ayırt edici fark budur. Aslında daha baştan çok büyük bir fark söz konusudur. Her iki inanışta da tüm evreni yaratan tek güç vardır ve bu iki din arasındaki en büyük ortak nokta da budur. Ancak daha sonrasında çok derin inanç farkları vardır. Ve belki de bu iki din arasındaki yol ayırımı daha buradan başlamaktadır.

İslam Dinine Göre Allah İnancı

İslam Dinine Göre Yaratıcı Güç

İslami inanışa göre tek güç sahibi ve tek yaratıcı olan Allah’tır. Ona eş koşulamaz ve ondan başka bir yaratıcıya inanılamaz. Dolayısı ile “La ilahe illallah” ifadesi İslam dininin temel düsturudur ve prensibidir denebilir.

İslam dinine göre Allah inancında bu yaratıcı güç tüm evreni yoktan var etmiş, gözün gördüğü ve görmediği tüm var olanı yaratmıştır. Hatta felsefi bir tabire göre var olmayanı da yaratmıştır. Yani eğer bir şey yok ise olmamasının sebebi de Allah’tır.

Yani başlangıçta hiç bir şey yoktu ve Allahü teâlâ “ol” dedi ve oldu. Yaratıcının kudreti ile tüm evren ve içindeki en büyük ve en küçük zerre Allah’ın kudreti sayesinde var oldu.

Elbette bu oluş süresi bir anda gerçekleşmedi. Bu bir süreç ve bir zaman çevresinde gerçekleşti. Çünkü Allahü teâlâ zamanın kendisini de yarattı. Zamanı yarattı ve tüm evren bu zaman süreci içinde doğdu ve bir anlamda olgunlaştı. Allah’ın kaderi (ölçüsü) çerçevesinde tüm evren yasaları en mükemmel noktaya geldi ve bu muazzam düzen oluşabildi.

Tabi ki bu düzenin oluşabilmesi için bir süre gerekecekti ve bu milyarlarca yıl alacaktı. Yukarıda da değindiğimiz gibi bir anda olup biten bir şey söz konusu olmadı.

İslam dinine göre Allah inancında kafaları karıştıran ve milyarlarca yıl alan bu oluşum “neden bir anda gerçekleşmedi” sorusu akla gelmektedir. Bunu bir elma ağacının önce çiçek açıp daha sonra ham meyveye ve belli bir süre sonunda olgunlaşıp elma haline gelmesine benzetebiliriz. Bu evrenin olgunlaşması ve üzerinde tüm yasaların kusursuz hale gelmesi ve dünya denen gezegenin de üzerinde insan ve diğer canlıların yaşayabilmesi için milyarlarca yıl geçmesi gerekiyordu. Dolayısı ile bir kaos bir tesadüfilik sonucu geçmesi gereken bir süreç değil, koyulan yasaların işlemesi ve evrenin bu halini alması için alınması gereken bir mesafe yani akıp gitmesi gereken belli bir süreç gerekiyordu.

Allahü teâlâ elbette zamanın dışında bir varlık olduğundan onun için bir bekleme söz konusu değildi. O bu zamanın yani bildiğimiz manadaki zamanın dışında bir varlık ve onun için önce ve sonra yoktur. Buradan bakılacak olursa aslında onun için her şey bir anda oluverdi. Biz insanoğlu için binlerce, milyonlarca ve milyarlarca yıl süren bir süreç, bir oluşum Allahü teâlâ için aslında sadece bir andan ibarettir. “Neden Allahü teâlâ bu kadar bekledi” sorusunun cevabını bu basit anlatımla anlamak mümkündür.

İşte İslam dinine göre Allah’ın en önce istediği ve bir anlamda İslam’ın temel esası olan Allahü teâlâ inancı bu sebeple önemlidir O hiçbir şey yokken tüm evreni yarattı ve yaşan ya da yaşamayan tüm nesneye hayat verdi. O halde şükretmek ve yoktan var edilmiş olmanın karşılığı olarak Allah’a inanmak ve tek yaratıcı olarak ona sığınmak Allah’ın olmazsa olmaz temel isteğidir. Önce kendisine iman etmek ve başka güçleri yanına eş koşmamak yaratıcının biz kulundan en temel isteğidir. Dolayısı ile İslam dininin ilk ilkesi Allah’ın birliği ve tek güç sahibi olduğu gerçeğidir.

Elbette kulunu yoktan var eden, ona nefes verip yaşam serüvenine koyan yaratıcının kulundan beklentisi olacak ve uyması gereken kurallar olacaktır. İşte burada da din olgusu devreye girmektedir. Din kulun Allah’a ulaşmasının ve hem bu yaşam serüvenini kendisinden istendiği gibi yaşayabilmenin rehberi ve hem de kendisine müjdelenen cennet aleminin bir kapısıdır.

Dolayısı ile İslam inanışına göre insan önce Allah’a inanmalı ve ardından kendisine uyması için gönderilen din olgusu çerçevesinde bu hayatı yaşamalıdır. Allah’ın rızası ancak bu yolla kazanılabilir.

Kul yaratıcı tek kudret sahibi olan Allah’a inanacak ve kendisine gönderilen din çerçevesinde bu hayatı yaşayacak ve müjdelenen o sonsuz yaşama ancak bu yolla kavuşabilecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir