İslam ve Bilim

İslam Ve Bilim, Yıllar boyunca bazıları tarafından İslam dini ile bilimin çeliştiğine yönelik düşünceler ileri sürülmüştür.

İslam ve Bilim

Paylaş

İslam Ve Bilim, Yıllar boyunca bazıları tarafından İslam dini ile bilimin çeliştiğine yönelik düşünceler ileri sürülmüştür. Oysaki bu durum eşyanın tabiatına aykırıdır çünkü her iki alan birbirinden farklı alanlardır. Dolayısı ile bir çelişkiden ve bir tezattan söz edilemez. İslam ile bilim farklı disiplinleri içerir ve birbirlerinin alanına müdahale etmesi söz konusu değildir.

İslam Ve Bilim

Elbette insanoğlunun dünyada mutlu ve huzurlu yaşayabilmesi için hem dini değerlere sahip olması gerekir ve hem de bilimsel gerçeklere dayalı bir hayat sürmesi gerekir. İslam dini bireyin Allah’la olan ilişkilerini tanzim eder, insanın neleri yapıp neleri yapamayacağını buyruk eder, sevap ve günah kavramlarını insana söyler ve daha bunun gibi yüzlerce konuyu insana açıklar ve anlatır.

Burada insanın Allah’a kulluğu söz konusudur ve kul asla hayattan kopuk ve dünyaya sırtını dönmüş bir biçimde bu dünyayı yaşamamalıdır gerçeği ısrarla vurgulanır. Çünkü insan bu dünyadaki eylemlerinden sorumlu tutulacak ve bu dünyadaki amelleri çerçevesinde ahiret hayatındaki konumunu belirleyecektir. Dolayısı ile bu hayat Allah’ın emrettiği biçimde yaşanmalı ve onun verdiği tüm helal nimetlerden ve tüm helal gelişmelerden yararlanmalı ve onu hayatının bir parçası haline getirmelidir. Hayattan kendini soyutlamış ve tüm gelişmelerden uzak bir insan tasavvuru İslam’da yoktur. İnsan ancak böyle bir hayat yaşadığında gerçek mutluluğa erecektir ve İslam dininin indiriliş amacı da budur.

Bilimin amacı ise gerçek varlıkların ve gerçek olayların nasıl meydana geldiğini, ne şekilde işlediğini keşfetmeye yarayan bir eylem bütünüdür. Diğer bir ifade ile bilim “nasıl” ile ilgilenir. Tüm eylemlerinden sorumlu tutulan insan etrafında olup bitenlere karşı kayıtsız kalamaz ve doğal olarak bilime karşı negatif bir tavır geliştiremez, geliştirmemelidir. Kur-an’ı Kerim de defalarca akla gönderme vardır ve insanın aklını kullanması gerektiği, evrene ve olup bitene bakıp düşünmesi gerektiği onlarca defa vurgulanmıştır. Çünkü insan etrafında olup bitenleri gördükçe ve nasıl olduğunu keşfettikçe Allah’ın varlığını ve nasıl bir güç sahibi olduğunu daha iyi anlayacaktır. Kur-an’ı Kerim de insanın dikkati defalarca bu yöne çekilmiştir ve birçok doğa hadisesinden örnekler verilmiş ve insanın düşünmesi istenmiştir.

Ayetlerle İslam Bilimi

Bakara Suresinin 164. Ayeti bu anlattıklarımıza çok net bir biçimde açıklık getirmektedir. “Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardına gelişinde ve sürelerinin değişmesinde, insanların mallarını taşıyan gemilerin denizlerde yüzmesinde, Allah’ın gökten yağdırıp ölü toprağa hayat verdiği yağmurda, her türlü canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgarları ve yer ile gök arasındaki emre amade bulutları yönlendirmesinde Allah’ın kudret ve cömertliğine işaret eden nice deliller vardır” ifadesinin yer aldığı bu ayet insanın düşünmesini ve aklını kullanmasını açıkça teşvik etmektedir.

İslam ve bilim için evren bir uyum içinde, hiçbir tesadüfe yer vermeyen, keşfedilmesi ve anlaşılması mümkün bir düzen içerisinde ve en ince noktasına kadar ölçülü olarak var edilmiştir. Bu oluşum Allah’ın insanlığa sunduğu bir lütuftan başka bir şey değildir. İnsanın bu lütuf karşısında elbette bir borcu vardır ve o borç ancak Allah’ın rızasını kazanmakla mümkündür. İnsana o rızanın nasıl kazanılabileceğine dair yollar gösterilmiştir ve bu da ancak gönderilen din sayesinde mümkün olacaktır.

Diğer bir ifade ile rızanın ve şükretmenin nasıl kazanılacağının da yolları insana sunulmuştur. Aslında burada da bir lütuf söz konusudur. İnsandan şükretme ve lütuf yollarını kendisinin bulması istenmemiş bunu nasıl yapacağının da yolları gösterilmiştir. Daha anlaşılır olması için, Allahü teâlâ insanı sınava sokmuş ama soruların cevabını da kendisine vermiştir. Yani aklını kullanan bir insanın bu sınavdan zayıf not alması imkansızdır. Çünkü elinde Kur-an’ı Kerim diye bir kitap mevcuttur ve onun ışığında bu hayat sıvanı kolayca verilecektir ve insan Allah’a olan kulluk ve şükretme borcunu yerine getirecek ve onun rızasını ancak bu yolla kazanabilecektir.

Evrende bir düzensizlik bir kaos olsa idi bu evren insan için huzur veren bir ortam olmazdı. Esasen böyle bir kainatta yaşam dahi olamayacağından insan denen bir varlıkta olmayacaktı

İslam dini insana kainatın işleyişi ile ilgili konuları araştırmayı ve bu kanunları (Allah’ın değişmez kaderini) keşfetmeyi adeta emretmektedir. Allah’ın kudreti ve yüceliği ancak bu konuların bilinmesi neticesinde daha iyi anlaşılacaktır ve bu insana ahlaki bir görev olarak Kur-an’ı Kerim de açıkça verilmiştir.

Durum böyle iken ve bakara 164. ve daha nice ayetler Kur-an’ı Kerim yer alırken İslam dininin bilim ile çeliştiğini söylemek en basit tabiri ile büyük haksızlıktır.

İslam dini insana ilerlemesini, yeni yerler keşfetmesini, evrene dönüp bakmasını isteyen onlarca prensiplerle dolu bir dindir. Bu açıdan, insanlığı daha ileri düzeylere götürecek bilimsel araştırma içinde olmak ve elde edilen bilgileri ve bulguları “ahlaki kurallar çerçevesinde” insan yaşamına sokmak bir Müslümanın görevleri arasındadır. Tırnak içine alınan ahlaki kurallar ifadesi asla atlanmamalıdır. Bilimsel bir buluş insanlığın yararına kullanılmalı ve asla kötü niyetler için kullanılmamalıdır.

Atomu parçalarına ayırmayı başaran insanoğlu bunu başka iyi işler için kullanmanın yanında bir taraftan bundan bomba yapmayı da düşünmüştür ve bunu yapmıştır. Ve yüz binlerce insanın ölümüne ve yüz binlercesinin daha yıllar boyu sakat doğmasına sebep olmuştur. Bu nedenle bilimi ahlak kuralları çerçevesinde geliştirmek ve kullanmak bilimin değil ahlak kurallarının diğer bir ifade ile dinin konusudur. Çünkü ahlak bilimin değil ancak dinin konusudur. Bilimsel bir buluş gerçekleştirilir ve daha sonra elde edilen bu buluş ahlak kuralları devreye sokularak insanlığın yararına kullanılır.

İslam ve bilim; bilgi tüm çağlar boyunca insanın en etkili güç kaynağı olmuştur. Kim bilgiye daha fazla değer verirse ve kim bilgiye daha fazla sahipse o hep daha güçlü olmuştur. Bilen ile bilmeyenin bir olmayacağını yüzyıllar öncesinden insanoğluna söyleyen Kur-an’ı Kerim insanı bilgiye ve bilmeye yönlendirmiştir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir