İslam Ve Demokrasi İlişkisi

İslam Ve Demokrasi İlişkisi: Kur’an’ı Kerimin açık beyanına bakılacak olursa insan, Allah’ın halifesi olarak yaratılmıştır ve onun koyduğu ilahi yasa ve hükümleri yaşadığı toplumda uygulamak ve yapılandırmakla yükümlüd

İslam ve Demokrasi İlişkisi

Paylaş

İslam Ve Demokrasi İlişkisi: Kur’an’ı Kerimin açık beyanına bakılacak olursa insan, Allah’ın halifesi olarak yaratılmıştır ve onun koyduğu ilahi yasa ve hükümleri yaşadığı toplumda uygulamak ve yapılandırmakla yükümlüdür. Yönetimler oluşturulurken ve göreve layık olan kişi getirilirken belirli ilkeleri gözetmek durumundadır ve İslam’ınşura” prensibini işletmekle yükümlüdür.

Efendimizin vefatından sonra ilk sahabeler peygamberden görüp edindikleri tecrübe ışığında Hz. Ebubekir’i ilk devlet başkanları olarak seçerken bu prensibi işletmişlerdir. O dönemin önemli şahsiyetlerinin görüşleri alınmış ve Hz. Ebubekir’in halife ve devlet başkanı olmasına karar verilmiştir.

İletişim imkânlarının çok farklı yerlere geldiği günümüzde bir seçim yaparken elbette her kişinin tek tek görüşünün alınması mümkün değildir. Oylarını hiçbir baskı altında kalmadan özgür iradeleri ile kullanabilecekleri bir seçim sistemi de bir nevi şuradır. Bu aklı önde tutan İslam’ın da bir gereğidir. Böylesi bir görevlendirme diğer ifade ile seçim sistemini dinimiz olan İslam elbette onaylar ve cevaz verir. Çoğulculuk ilkesi dikkate alınarak ve demokratik teamüllerle yapılan böyle bir seçim dinimiz açısından bir engel teşkil etmez ve aksine buna onay verir.

Toplumu yönetecek ana kuralları Allah zaten belirlemiş ve kitabında insanlara sunmuştur. İslam Ve Demokrasi İlişkisi; Allah olması gereken ana prensipleri ortaya koymuştur. Bundan sonra insanın yapması gereken zamana ve zemine göre bu prensiplerden şaşmadan ve onları sulandırmadan, anlamlarını bozmadan çağa göre uygulamaktır. İnsan bu prensiplerde değişiklik yapma hakkına sahip değildir sadece bunları geliştirebilir.

Bu temel prensipler ilahi şeriat olarak koyulmuştur ve değiştirilemezler. Bunlar dışlanarak insan üzerinde tahakküm kurmak ve baskı oluşturmak aynı zamanda Allah’a başkaldırmak ve isyan etmek demektir. Yaratanın kanunları yerine kendi kanunlarını koymak bir anlamda insanın kendisini ilahlaştırması anlamına gelir. İnsan kendisinin daha iyi prensipler getireceğini, Allah’ın koyduğu yasaların yetersizliğini mi düşünmektedir ki böyle bir yola yıllar içinde başvurmuştur? Bu apaçık bir isyandır.

Dünyada işlenen tüm zalimliklerin ve haksızlıkların temelinde bu ilahlaştırma ve kendisini tek güç kaynağı olarak görmek yatar. İnsanlık tarihi böyle binlerce örnekle doludur. Ama kendisine güç atfedenler bu gün dünyada yokturlar ve bu gün de aynı düşüncede olanlar yarın olmayacaklardır. Çünkü tek baki olan Allah’tır.

İslam’ın Beşeri Yasalara Yaklaşımı

Allah’ın koyduğu kurallar insanların özgürleşmesi ve sömürülmemesi dolayısı ile mutluluğu içindir.

İnsanlar renk, din ve dil farkı gözetilmeksizin özgür ve hür iradeleri ile yaşamak durumundadır ve yöneticilerin de bu hakları koruyup gözetme zorunlulukları vardır. Özgürlükler hiçbir biçimde sınırlandırılamaz. Elbette zaruri haller dışında.

Can ve mal dokunulmazlığı, din ve vicdan hürriyeti, eğitim ve öğretim serbestliği, seçme ve seçilebilme hakkı gibi insanların en temel haklarına gem vurulmamalıdır. Çünkü bunlar Allah’ın koyduğu ve insanlara verilmesini istediği kurallardır.

Elbette insanların özgürlükleri sınırsız değildir ve bir bireyin özgürlük sınırı diğer bir bireyin özgürlüğünün başladığı yerde biter. Başkasının özgürlük alanının ihlal edilmesi haksızlığı, zulmü ve adaletsizliği getirir. Bu nedenle sınırsız bir özgürlük söz konusu değildir. Kur’an’da bu çerçeve net olarak çizilmiştir. Yani bir insan her istediğini her istediği yerde ve istediği kadar yapamaz. Koyulan fiziki kuralların dışında ahlaki kurallar da toplumu oluşturan katmanlardandır.

İslam Ve Demokrasi İlişkisi için Haksız yere bir insanı öldürme, zina, hırsızlık, tecavüz, silahlı başkaldırı gibi eylemler insanlara yasaklanmıştır ve büyük günahlardandır diyebiliriz. Bu eylem içinde olanlar Allah katında cezalandırılacakları gibi dünya hayatında da koyulan yasalar çerçevesinde cezaya uğratılmalıdır. Hayatın amaçlarından birisi de insanların güven duygusu içinde yaşamalarıdır ve dünyevi sistemler bunu amaç edinmelidir. Yöneticiler Allah’ın koyduğu temel prensipler üzerine sistemlerini inşa etmeli ve toplumları bu şekilde yönetmelidir. Adalet bu dünya da ancak bu şekilde sağlanır ve insanlar yaşadıkları toplumlarda güven içinde hayatlarını sürdürürler.

Demokrasinin bir gereği olan temel insan hak ve özgürlükleri, hukukun üstün kılınışı, seçme ve seçilme hakkı, halkın yönetimde yer alabilmesi ve söz sahibi olabilmesi gibi ilkelerin İslam ile birebir bağdaştığını yukarıda açıklamaya çalıştık. İnsan ancak bunların sağlanabildiği ortamlarda hürdür ve hür iradesi ile yaşamını sürdürür. Aksi halde insan büyük bir baskı ve zulüm altında yaşar, eziyet çeker. Güvensiz bir yaşam sürer ve sonuç olarak mutsuz bir varlık olarak hayatını sürdürmeye çalışır. Oysa Allah insanı mutlu olsun, özgür iradesini kullansın ve kendisini yaratan gücü tanısın bilsin diye var etmiştir.

Dolayısı ile insanlara hayırlı iş yapmak ve onları mutlu etmek temel prensiplerden birisidir ve bu konuda Kur’an’ın “insanların en hayırlısı insanlara en faydalı olandır” ifadesi tam da bunun karşılığıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir